Soğanla Domatesin Aşkı
Her şey Tanrı’nın soğanı yaratmasıyla başlamış, beğenmeyince kokusunu toprağa gömmüş onu. Vazgeçmemiş tabi Tanrı, domatesi yaratmış ardından, onu da pembeye boyamış. Biri toprağın derinliklerinde tutsak, diğeri gökyüzüne aşina, birbirlerinden habersiz ama yan yana günler geceler geçmiş, yıllar asırları kovalamış, asırlar çağlara sürmüş. Böyle akıp gidiyorken zaman, donuvermiş bir ara bütün dünya. Tabi mamutlar da yok olmuş. Dünyanın bu haline üzülen Güneş, gülümsemiş ona sarı yüzüyle. Bu sıcacık ifade yüreğinden vurmuş Dünyayı, hemen oracıkta erimiş bütün buzları. Yeniden şenleniyorken hayat, bir canlı çıkmış ortaya; arka ayakları üzerinde dimdik duran, başı öne değil yukarıda duran, gözleri yere değil ileri bakan kılsız bir yaratık, kendine insan diyen. Çok farklıymış diğerlerinden bu insan, nöronlarını kullanırmış. Bu sebeple her yeri karıştırıp her şeyi kurcalamış. Sonunda ilk keşfini yapmış; nihayeti ateşi yakmış. Ne işe yaradığını zaman içinde anlamış; önce gecelerini aydınlatmış. Böylece ikinci keşif gelmiş; geceleri geç yatmayı öğrenmiş. Sonra ateşin ısıttığını fark etmiş; ne zaman kış, kıyamet gibi kopsa başına çömelmiş. Kestane patlatmayı da o zaman öğrenmiş. Kestane de nerden çıktı demeyin. Tam o sıra bir kestane ağacı altında oturuyor olabilirler, ağaçtaki kestanelerden biri de ateşe düşmüştür belki. Masal bu, olur böyle sürprizler… Kestanenin ateşin içine düşmesi fena da olmamış hani; içlerinden en meraklısı ateşe düşüp patlayan kestaneyi almış, tadına bakmış, hayretten uzun bir ıslık salmış. Diğerleri şaşkın seyrediyorken onu, o ağaca tırmanmış, dallardaki kestaneleri ateşe atmış. Aşağıdakiler de onun yaptıklarını yapmış; patlayan kestaneleri ateşten alıp tadına bakmış, ardından hepsi birden uzun bir ıslık salmış. Böylece her biri daha önceleri çiğ yedikleri şeyleri, et ve ot gibi, pişirmeyi öğrenmiş. Her keşif yeni bir keşfi kovalamış, keşifler icatlara yol açmış. Kap kacaklar yapılmış, onlar ateşe oturtulmuş, içine yiyecekler konmuş. O sıralar her şey deneniyormuş. Ne bulunsa yiyecek adına tek olarak, birkaçı beraber veya hepsi bir arada pişiriliyormuş. Tadına bakılıyor, beğenilenlerin tarifi çıkarılıyormuş. Kimisi toprağı eşeliyormuş, kimisi toprak üstündekini topluyormuş. Soğan da böyle çıkmış topraktan. Domatesse toplananlar arasındaymış. Ateş yakılmış, tencere konmuş üstüne, ısınınca tencere yağlanmış güzelce. Temizlemişler toprağından soğanı, doğramışlar sonra, atmışlar yağlanmış tencereye. Pişmeye başladıkça soğan başlamış pembeleşmeye. Renginin değiştiğini gören almış domatesi eline; “Buna bu yakışır…” demiş. Domatesin rengi de pembeymiş çünkü. Katmış soğanın yanına. Ne olduysa o zaman olmuş: Soğan domatesin güzelliğine vurulmuş, ama kokusundan da birden utanır olmuş. Domatesse mağrur ama mahcup, renk vermiyormuş, “Beni sever mi acep?” diye düşünüyormuş. Onlar bu haldeyken bir kaşık girmiş aralarına, soğan sıkıca sarılmış domatese, domates kokusunu vermiş soğana. Böylece kavuşmuşlar birbirlerine. Sonra neler mi olmuş? İnsanlık, ortaya çıktığı günden bu yana pek çok değişim geçirmiş. Ama şu üç şey hiç değişmemiş: 1-Güneş dünyaya gülümsemekten vazgeçmemiş. 2-Dünya güneşin etrafında dönmeye devam etmiş. 3-Soğanla domatesse, insanlık tarihi kadar eski ama asla eskimeyen bir aşkla, ilk günün heyecanıyla üstelik ve hiç bıkıp usanmadan tekrar ederlermiş birbirlerine şu mısraları:Savaşta ve Barışta Hastalıkta ve Sağlıkta Varlıkta ve Yoklukta Tanrı bizi ayırana dek SENİNİM!
Yorumlarınız..!
__________________
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Sayın Oyunzade dostları..! Forumumuzda açılan konulara lütfen cevap veriniz.! Arkadaslarımızın açtıkları konulara saygı duyunuz....!
!...TeşekkürLer...!
|