OKEY TAVLA BATAK PİŞTİ ZADEBUL KİNG BİLARDO FLASH OYUNLAR HEPSİ Www.OyunZADE.Com

Geri Dön   Forum Oyunzade.com > .::İslamiyet::. > Hikayeleriniz

Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 11-06-2008, 03:51   #1 (permalink)
Profil
ÇaylakZaDe
 
arzu0672 - ait Avatar
Bilgiler
Üyelik Tarihi: Jun 2008
Mesajlar: 10
Extra
Tecrübe Puanı: 0 arzu0672 is on a distinguished road
Flash fesleğen ......

Nazife Hanım büyük avlulu evinin pencere pervazlarını süsleyen yegane çiçekleri olan fesleğenleri sularken, onlarla her gün yaptığı gibi konuşmayı ihmal etmemişti.

Yıkayarak buz gibi temizlediği avluyu saran serinliğe karışan fesleğen kokuları, ortancaların güzelliklerini sanki daha belirginleştirmiş, arsızca balkon atlarından çıkan akşam sefaları yavaş yavaş açılmaya başlayarak, akşam serinliğinin keyfini sürmeye başlamışlardı bile.

Şimdi bir çay demleyerek bu keyfe katılma sırası Nazife Hanımda idi.

Çayını alıp, ortancaların karşısına oturduğunda huzuruna karışan yalnızlığı da gelip karşı şezlonga acımasızca oturmuştu . Şu yalnızlık! Şu vefalı, acımasız dost! Bu kadar vefalı olmasa da, Onu arada sırada yalnız bıraksa, belki de üç dört aydır her sabah selamlaştığı şu kibar ve yalnız beyefendiyi bir gün çaya çağırma cesaretini bulabilirdi. Ama olmuyordu işte. Olmuyordu! O cesareti bir türlü kendinde bulamıyordu. Kendi kendine’ bir gün belki... ‘ dedi ve bilinçsizce gülümsedi.

Uzun uzun, boş şezlonga diktiği gözlerini oradan ayırmadan düşündü. Sonra çay bardağının sehpaya koyup doğruldu. İçeri geçip, aynada saçlarını düzeltti. Orta yaşlı bir kadın için güzel sayılabilirdi. İncecik bedenini aynaya biraz daha yaklaştırıp, yeşil hareli gözlerinin içine doğru baktı ve kendi kendine’ Tek ihtiyacın olan biraz cesaret ‘ dedi.

Pencerenin pervazından kaptığı bir fesleğen saksını aldı. Sonra hızlı adımlarla ipekli elbisesinin eteklerinin ortancalara hırçınca takılmalarına aldırmadan, bahçesindeki dar patikayı aceleci adımlara tüketip, yan bahçeye bir solukta geçti ve kapıyı çaldı.

Kapıyı açan orta yaşlı adam hayal ettiğinin tersine O’nu gördüğüne hiç şaşırmamıştı. Sadece kollarında fesleğen saksısı tutan bu çılgın kadına sevgi ile bakıp, gülümsemişti.

‘ Merhaba, ben yan komşunuz, size fesleğen getirmiştim...’ dedi kadın.
‘ Fesleğenleri çok sevdiğimi nereden biliyorsunuz?’ dedi adam.
‘ Her gün, benim penceremin önünden geçerken, fesleğenlere ellerinizi sürüp sonrada sevgi ile koklamanızdan anladım’ diye ekledi kadın.
‘ Demek her gün bunu yaptığımı görüyordunuz ve artık sizin fesleğenleri rahat bırakmamı istediğiniz için bana bu fesleğen saksısını getirdiniz’ dedi adam yine gülümseyerek.
‘ Hayır! Sadece yan komşuma küçük bir hediye bu. Hoş geldin hediyesi. Bir de şeyyyy...... ‘
‘Ne?’
‘Hiç’ dedi kadın ve hemen ekledi’ fesleğenler her gün sulanmak ister, özellikle böyle sıcak yaz günlerinde, unutmayın!
‘ Merak etmeyin. Her gün sulayacağım onları söz! Namus sözü’ diyerek gülümsedi tekrar adam.

Kadın ise acemice saçlarını elleri ile düzelterek, hiçbir şey söylemeksizin sadece gülümsedi. Arkasının dönüp gitmek üzere iken, adamın ‘ Bir çay içseydiniz! Hediyenize teşekkür olarak kabul buyurursanız tabii...’ demesi ile olduğu yere çivilendi. Gözlerini adamın gözlerine çevirdi ve nedenini bilmediği bir sebepten ‘ Başka bir zaman inşallah. Ben de sizi beklerim. Arka bahçem ve bahçemi süsleyen ortancalar en az fesleğenlerim kadar güzeldir. Orda çay içmesi de ayrı bir keyiftir’ diyerek, bu kibar teklifi aynı kibarlıkla redetti.

Gelişi kadar aceleci olmayan adımları, içi huzurla dolu bir kelebek gibi, onu kendi bahçesine sessizce taşıdı. Dışından sezilen sükunet, içindeki yanardağ patlamalarını ustalıkla gizliyordu. Mutluydu.Bağıra bağıra şarkı söylemeyi isteyecek kadar mutlu. Kendini bunu yapmamak için zor tuttu ama yüzünde beliren ve çevreden görenleri ‘Deli mi acaba? ‘ dedirtebilecek kadar belirgin o gülümsemesine yine de engel olmadı.

.............................

Aradan üç gün geçmiş. Kadın her gün yine fesleğenlerini sulamış, ortancaları ile ilgilenmiş, yemyeşil bir cennete benzeyen avlusunu özenle yıkamış ve her akşam, çayı ile birlikte akşam sefalarının keyfine ortak olmuştu. Tüm bunlar rutin olarak devam ederken, dışında ki sukut, içindeki yanardağ patlamalarını herkesten gizlemiş, ama gece yatağa yattığında, bu patlamaların şiddetinden uykusuz almış, o hayalden o hayale dalıp dalıp gitmişti. Deliler gibi düşüncelerinin içinde kendi kendine gülümsemişti.

Kendine tanıdığı üç günlük müddet dolduğuna göre, kibar, neşeli ve yalnız yan komşusunu artık kimsesizliğini her gün ağırladığı şezlongda ağırlayabilirdi. Erkenden kalkıp bir tatlı, bir tuzlu kurabiye yaptı. Kalbinin bir genç kızın ki gibi çarpmasına hem sinirleniyor, hem de bu tarifsiz bir şekilde hoşuna gidiyordu. Sonra üç gündür komşunuzu hiç görmediğini düşündü. Kendi kendine ‘fesleğen saksısını, Ona vererek pek iyi etmedim galiba. Artık her istediğinde kendi fesleğenini kokladığı için benim kapımın önünden geçmez oldu’ diyip yine gülümsedi.

Çayı ocağa koyduktan sonra oturma odasına geçip, boy aynasında kendini son kez süzdü ve usulca ’ cesaret ‘ dedi. Kalbinin atışları dışarıdan duyulacak endişesi taşıyan, bir genç kız gibi, ürkek şerce adımları ile bahçeye çıktı. Ortancalarını sevdi. Fesleğenlerin yayılan kokusunu içine çekti. Boş şezlonga baktı ve ‘ müsaadenizle’ diyerek bahçeden çıktı.

Bahçeye girdiğinde ilk dikkatini çeken yaprakları buruşmaya yüz tutmuş fesleğen oldu. Dondu kaldı.’söz vermişti.’ dedi. ‘Söz vermişti.!’

Kapıya uzanan elleri titriyordu. Heyecanına karışan sinir bozukluğu, titremesine hatta yaz sıcağında üşümesine sebep oluyordu.

Kapıyı çaldı. Kapı bir müddet sonra açıldı.Karşısında hiç tanımadığı bu kadında kimdi?

‘ Ben... şey! Şey için gelmiştim!’
‘ Buyurun hoş geldiniz! Taziyeye geldi iseniz, Ahmet Beyin kızı içeride. Bu ani ölüm onu çok sarstı. Uzanıyor. Siz sanırım komşususunuz...’
‘ Kim öldü? Ne taziyesi? Ahmet bey kim?’
‘ Ahmet bey burada yaşayan bey idi. Karısı öldükten sonra, birlikte yaşadıkları İstanbul’u terk edip, buraya yerleşmişti. Üç gün önce, gece kızı telefonla arayıp ulaşamayınca, atlayıp gelmiş Bodrum’a ve evde babasının ölüsü ile karşılaşmış. Kalp krizi imiş. Sonra bizleri çağırdı geldik İstanbul’dan. Ne günlerde yaşıyoruz. Komşuluk, insanlık ölmüş. Bu devirde insan ölse ölüsü kokacak! Hiç mi komşuluk yok bu mahallede bilmem ki!... pekiyi siz kimsiniz?’

Kadın gözlerinden süzülen yaşlara engel olamasa da, dışındaki sükunet içindeki yanardağı yine ustaca gizledi. Pencerenin pervazında kurumaya yüz tutmuş fesleğeni alıp, sessiz adımlarla, hiçbir şey söylemeden oradan uzaklaştı.

Eve geldi. Gözlerinden sessizce süzülen yaşlar, ırmak olmuş, tüm yüzünü yaşa boğmuştu. Önce çayın altını kapadı. Sonra Onun fesleğenine iki bardak su döküp, pencerenin pervazına, diğerlerinin yanına koydu. Usulca masanın iki yanında bulunan şezlongların birini kapayıp, Onun fesleğeninin yanına duvara dayadı. Sonra diğer şezlonga oturdu. Eline bulaşan fesleğen kokusunu arada bir koklayıp, sessizce uzun uzun ağladı.

Katlanan şezlongun yanında duvara dayanmış arsızca gülümseyen yalnızlığı, fesleğen kokusuna karıştı ve tüm avluyu kapladı.
arzu0672 is offline  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Cevapla


Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
değil Yeni esaj yazma yetkiniz aktifdir.
değil Mesaja Cevap verme yetkiniz aktifdir.
değil Eklenti ekleme yetkiniz aktifdir.
değil mesajınızı değiştirme yetkiniz aktifdir.

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0 ©2007, Crawlability, Inc.